Perşembe, Şubat 11, 2010

Unutmamak... Nihat Akkaraca...


'Datça'da zaman yekparedir.


Dün, bugün, yarın yoktur.'


Nihat Akkaraca (1931 - .....)


Datça bilgesini kaybedeli bir yıl oldu nasıl derim şimdi ben bu cümleden sonra. Belki Datça'da ölüm de yoktur... Ve hep yaşam... Dalgaların sahile vurup da kumları her kucaklayışında... Çam iğnelerinin Kargı'dan esen rüzgarla her savruluşunda... Unutmamaktır...


Tanrı, her kuluna Nihat Abi'ninki gibi üretken ve de sevgi ile dolu bir yaşam versin!


19 Ocak 2009 - Nihat Akkaraca'nın kaleminden...


Gezgin ve Köyün Bilgesi


Boş zamanlarında etraftaki köyleri yaya olarak dolaşır, bundan büyük bir zevk alırdı. Biraz önce geldiği köy sanki terkedilmiş gibiydi. İn cin top oynuyordu. Birini bulup sebebini öğrenecek hem de bundan sonraki köyün yolu hakkında biraz bilgi alacaktı..Köyün içinde biraz yürüdü, caminin yanına gelince bir yaşlı gördü. Güneşe karşı, duvarın dibine çökmüş, sırtını caminin duvarına dayamış, yola bir şeyler yazmak istiyormuş gibi elindeki çomakla önündeki toprağa çizgiler çiziyor hem de güneşleniyordu. Uzun, beyaz sakallarıyla yaşı seksenin üstünde gösteriyordu. Yüzündeki durgunluk ve aldırmazlıktan, bu dünyada onca yıl boşuna yaşamadığı anlaşılıyordu.
Gezgin, İhtiyarın karşısına dikildi, selamlaştıktan sonra köyün neden bom boş olduğunu sordu: İhtiyar:“Bütün köy halkı, çoluk çocuk ağanın imecesine gittiler. Akşama gelirler.” dedi.
“Ya, öyle mi? Peki, ben Mandalı köyüne gitmek istiyorum kaç saat çeker buradan?
İhtiyarın cevabı:“Sen yoluna yürü bakalım.
”Gezgin, İhtiyarın onu iyi anlamadığını düşünerek üsteledi:“Amca , Mandalı köyüne kaç saatte gidebilirim, onu sordum sana!
”Cevap gene aynı:“Sen yoluna bi' yürü bakalım…
Gezgin, ihtiyarın bilgi vermek istemediğini düşündü, kızarak kendi kendine konuştu; “Ulan burada köyün bunağıyla mı uğraşacağım,” diyerek adımlarını açtı. Elli metre uzaklaşmıştı ki, ihtiyarın seslendiğini duydu:
“İki buçuk saatte gidersin!”
“Çattık belaya!” dedi kendi kendine gezgin.
İhtiyara doğru döndü:“E, amca! Deminden beri ben de sana onu soruyordum, madem biliyordun neden o zaman söylemedin?”İhtiyarın cevabı oldukça bilgeceydi:“Oğlum ben senin yürüyüşünü görmeden, Mandalı’ya kaç saatte gideceğini nasıl bilebilirdim?..







5 yorum:

  1. Biz de unutmadik Nihat Abi'yi, hazirladiginiz post icin de ellerinize saglik, bir Turk bir Ingiliz ve Pasa'ya sevgiler,

    YanıtlayınSil
  2. Cok tesekkurler nazik mesajiniz icin. Keske Nihat Akkaraca'yi cok daha once taniyabilseydim. Ogrenecek cok sey vardi ondan...

    YanıtlayınSil
  3. Sevgili Alim,
    benzer bir hikayemiz var...
    Ben de 2008 yilinda gogus kanseri teshisi konmasiyla hayata bambaska bakar oldum.
    benim de esim Yunanli... 10 yildan fazladir Giritte yasiyoruz.. email ile ulasmaya calistim ama sayfada bulamadim. Bana yazarsaniz sevinirim...
    Bu arada, Daniel Pasa omurlu olsun!
    Benim de oglumza dusundugum isimlerden biriydi Daniel :) Ama sonra karar degistirip Dario koyduk :)
    sayfam komsudapiser.blogspot.com
    sevgiler,
    PaPatya

    YanıtlayınSil
  4. kitabınızı okuyorum ve su an gittiğiniz yerleri sizle birlikte geziyor değişik hayaller kuruyorum sanırım gezgin ruhu git artık diyor ama daha üniversite var.)paylaşmış olduğunuz kitaptan ötürü teşekkür ederim. barış ersin karabak

    YanıtlayınSil
  5. su an kitabınızı okuyor ve sizinle birlikte gezmiş oluyorum ve gerçekten heyecanlı sanırım gezgin ruhu git diyor ama daha üniversitedeyim insallah yakında hayellerime kavuşurum kitaptan ütürüde teşekkür ederim iyi günler barış ersin karabak

    YanıtlayınSil

Yorumlariniz alinir!