Cumartesi, Ağustos 15, 2009

İki Dakika...



Nedir ki hayat dediğin? İki dakika... Gözünü bir kırpmışşın varsın, sonra...

Güvercinler kanattan bir bulut... Haber mi var cennetten? Çatı arasındaki küçük balkonun demirleri arasından uzaklara gitmek istercesine uçuşan keten mor perdeler ve burnuma gelen lavanta kokusu, ki mevsimidir şimdi... Sardunyalar patlamış. Pembe, kırmızı... Yarısı geceye feda edilmiş bir şişe ve yapayalnız bir kadın cama dayamış başını. Ve kapılar, rengarenk, açılıp kapanan ve bir de kilitli olanlar. Yüzler, yüzsüzler... Saçlar, saçsızlar... Gülen gözler, ah o gözler! Çivit mavisi, benim sevdiğiminkiler gibi. Hepsi bir şeyler anlatmak istercesine hayata bakan ya da baktığını sanan ve de bakamayan o güçsüz adamın kör gözleri. Nasır olmuş elleri... Bir müzik sesi, o günler gibi süren iki dakikanın koluna girmiş... Ludovico Einaudi diye fısıldıyor kulağıma ve kayboluyor... Bitirdin beni be arkadaş! Aldın götürdün, hayatı koydun, katladın, çarptın, böldün, kare kökünü söktüre söktüre... Ve de bir isim vermişsin ki bre alçak! Due Tramonti... Hani bilmesem gerçeği, onaltıya bastığım o gün, altında günü bin kez batırdığım boynu bükük çam ağacının gölgesinde sen de varmışsın zannedeceğim.
Hayat bir dakika, iki, üç, dört değil... Hani hiç bitmese... Bol keseden verse...

İnsanlar koşuşturmakta, sarısı, beyazı, zencisi. Uzağı, yakını... Vitrinlerin camındaki yansımalar ve ben öylece, sadece... Hayat nedir ki? İki dakika...



Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yagmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin... Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmiş ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neseyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile. Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarim ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh söyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dişar çık
Yagmur varsa islan, günes varsa isin, hatta üsü hava soguksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi degil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel

3 yorum:

  1. en son dizeye amin diyorum...

    keske boyle yasabilsek hepimiz hayati, kavgasiz gurultusuz. olmuyor malesef...

    YanıtlayınSil
  2. Arada iki dakika durmak lazim. Insan o iki dakikalarda cok sey ogreniyor, cok ciddi kararlar aliyor. Gezginlik bu da bir tur... Bakanin gozlugunden...

    YanıtlayınSil
  3. bize gore kelebek... kim bilir kime gore biz kisa yasiyoruz.

    YanıtlayınSil

Yorumlariniz alinir!